Bizi Takip Edin
Men's Health Türkiye

Men's Health Türkiye

EVRİM EN SEKSİ OLANI NASIL SEÇİYOR?

SEKS & İLİŞKİLER

EVRİM EN SEKSİ OLANI NASIL SEÇİYOR?

-

 

Unutmayın, cinsellik doğasında her zaman en seksi olan hayatta kalır!

Çiftleşme oyununda kartlar dağıtılırken, Charles Darwin ve seksüel seleksiyon teorisinin bizlere öğretebileceği çok şey var…

Hafta içi, iş çıkışı saatleri… Boston’un Back Bay bölgesindeki Newbury Caddesi’ndeki barın müdavimleri bir bir içeri doluşmaya başlamış. Tümü kot pantolon, süveter ve gömlek giymiş. Armani ve Jimmy Choo buralara hiç uğramıyor. Bu akşam burada ibrelerin kırmızıyı gösterdiği herhangi bir sosyal aktivite olsaydı, bu insanlar muhtemelen başka yerlerde olacaktı. Bazıları haftada 80 saat çalıştığını itiraf ediyor. Hatta aralarından bir bayan, 5 yıldır bir erkekle çıkacak vakit bile bulamamış.

Peki ya bu insanlara potansiyel seks partneri, eş; hatta baba ve anne adayı olarak bakacak olursak? Tümü çekici, akıllı ve iş sahibi… (Avukatlar, doktorlar, mimarlar… Tam annelerin bayılacağı türden.) Hepsi de tedirgin edici 30 yaş bariyerinin etrafında geziniyor.

www.8minutedating.com sitesinin organizatörünün start vermesiyle konuklar birbirleriyle tanışmak üzere numaralandırılmış masalara oturuyor ve hızlı bir tanışma, anlaşma, çıkma süreci başlamış oluyor. Normal süreç birebir işliyor, sadece daha hızlı… Hava atmadan iyi görünmek, garip davranışlar sergilemeden komik olabilmek ve karşıdaki kişiyi tahlil edebilmek için sadece 8 dakika var. 8 dakika sonra zil çalıyor ve parnerler yer değiştiriyor. Katılımcılar aynı zamanda “nanosaniye testi” ile de yüzleşmiş oluyorlar. Diğer bir deyişle, kalan 480 saniyeyi (veya hayatlarının kalanını) geçirmek istemeyecekleri kişiyi anında tanımayı öğreniyorlar.

Ama belki bu akşam buradaki hanımlardan biri, sahip olduğu anlaşılması zor bir şeyler nedeniyle bir erkeğin kendisini daha fazla tanımak istemesine sebep olabilecek ve belki bu hanım da karşısındaki erkek için aynı şeyleri hissedecek. Haftaya iş çıkışı birlikte bir iki kadeh yuvarlasak mı? Ya da biraz daha ağırdan alalım, kahveye ne dersin?

Ted adlı bir adam, “Benim için gecenin en büyük, korkutucu ve gözüpek hareketini yaptım,” diyor ve ekliyor “Birine hoşçakal dedim. O da bana hoşçakal dedi. Sanırım bu iyi bir şey.”

Çekim kanunu
Terk edilmişlerin danışmanı Charles Darwin bunu çok iyi anlardı. Çünkü bu yalnız ruhlar acı çekiyor, geceleri uykusuz bir o yana bir bu yana dönüyor ve arada sırada onun ortaya attığı evrim teorisiyle pervasızca dans ediyor. Ancak Darwin’in burada bahsettiğimiz teorisi, muhafazakâr cemiyetlerin okul komitelerinde öfke ve protestoyla bahsettikleri teorisi değil; bizim bahsettiğimiz, dibine kadar cinsellik hakkında olan ve bilseler bu muhafazakâr cemiyetlerdekilerin kalp krizi geçirmelerine neden olacak olan Darwin’in diğer teorisi.

Hatta bu teoriyi bilim dünyası dışında pek fazla insan duymamıştır bile. Bilim adamlarının dahi yüzyıldan daha uzun bir süredir görmezden geldiği bu teorinin, gerçekte şu ana kadar kabul görmüş Darwin teorilerine göre günlük hayatımızla çok daha fazla örtüştüğü ortaya çıktı. Teori, kadınların sadakatsizliği gibi ağır konulardan, erkeklerin boğumlu karın kası takıntıları gibi yanardönerli konulara kadar geniş bir yelpazeye ışık tutuyor. Bu, pek çok yönden kim olduğumuzu anlamamızı sağlayacak bir anahtar gibi. (Ne yazık ki erkeklerin ezelden beri hiçbir zaman patron olmadığını da açıklıyor. İlerleyen kısımlarda buna detaylı olarak değineceğiz.)

Bilindiği gibi Charles Darwin, en çok doğal seleksiyon teorisiyle tanınıyor. Bu teoriye göre doğa, sakıncalı özelliklere sahip olan varlıkları öldürmek suretiyle ayıklıyor. Kalite kontrol faktörü olarak da avcıları, doğal afetleri, kazaları ve hastalıkları, geri dönüşü olmayan aptallıkları da yanına katarak adeta bir tırpan gibi kullanıyor. Aptallık faktörüne verilebilecek dramatik örneklerden biri de, birkaç yıl önce Nebraska Üniversitesi kampüs gazetesine yazı yazan bir öğrenciydi. Yazdığı yazıda emniyet kemeri takma zorunluluğunu “zorlamacı ve anlamsız” olarak tanımlayan bu öğrenci kısa bir süre sonra, kemer takmadan kullandığı SUV’sinin takla atması sonucu camdan fırlayarak can vermişti. Hatta bu sebepten dolayı “kendilerini yok etmek suretiyle gen havuzumuzu iyileştiren kişi” yorumuyla Darwin Ödülü’ne layık görüldü. İşte bu, doğal seleksiyon.

Diğer yandan Darwin, 1871’de yayınladığı ‘The Descent of Man’, kitabında, sadece ölmekten kaçınmanın yeterli olmadığını öne sürmüştü. Türlerin evrimleşmesinde aynı zamanda üyelerin karşı cinse çekici görünmelerinin de etkisi çok fazla. Belki bu söylediğimiz size sıradan gelebilir. Fakat seksüel seleksiyon teorisinin derinine indikçe, olaylar tuhaflaşıyor ve pek çok sürprizle karşılaşıyoruz. Örneğin seksüel seleksiyon, aptal erkek davranışlarını ödüllendirebiliyor; hatta doğal seleksiyonun ayıkladığı pek çok şeyi de yerine geri koyuyor.

Mesela dişi tavus kuşları, büyük kuyruklu erkek tavus kuşlarını daha çekici buluyor; çünkü kuyruk lükstür, değerlidir ve ağırlığı vardır. Diğer yandan kuyruk, tavus kuşunu avcılara karşı daha savunmasız hale getirir. Bunun sebebi acaba romantik kaçamağın sonunda dişinin, erkeğinin ölüp gitmesini istemesi mi? Tam tersi. Çekici, yüksek bedelli ve tehlikeye kucak açan bu görünüm, dişiye şu izlenimi veriyor: Sadece meydan okuyan, donanımlı bir erkek bu derece cürretkar davranabilir ve hayatta kalır. Eğer bunu yapabiliyorsa, çiftleşme donanımına da sahiptir. Görünen o ki, tüm türlerin erkek üyelerinin kaderi, Darwin’in iki teorisi arasında gidip geliyor: Dişilerin ilgisini üzerinde tutacak kadar gösterişli ol, ama kendini öldürtecek kadar değil!

Seksüel seleksiyon
Darwin seksüel seleksiyonu iki perdelik bir oyun olarak görmüş. Erkekler diğer erkeklere karşı mücadele etmek ve neler sunabileceği konusunda bol bol gösteri yapmak zorunda. Dişiler ise seçim yapıyor.
Dişinin seçim yaptığına dair yapılan bu vurgulamanın mantığı çok basit: Dişiler türün üremesi ve büyütülmesi konusunda erkeğe oranla çok daha fazla yatırım yapıyorlar. Bu nedenle içgüdüsel olarak potansiyel seks partnerleri konusunda çok daha seçiciler. Fakat Victoria döneminde, dişinin seçim yaptığına dair bu sav, İncil’in Yaratılış kısmındaki ‘erkek hakimiyeti’ inancına ters düşüyordu. Bu nedenle teori, Uyuyan Güzel misali 100 yıllık bir uykuya yatırıldı.

Uyandıran öpücük 1960’larda geldi. Tam da o dönemde biyologlar evrimleşmenin, davranışları nasıl şekillendirdiğiyle ilgilenmeye başlamışlardı. O zamandan bu yana geçen yıllar boyunca bilim adamları seksüel seleksiyon teorisini binlerce çalışmaya temel olarak aldılar. Bazıları gizlice (“Diabrotica undecimpunctata adlı böceğin dişisinin koku tanıma yöntemiyle seçim yapması”), diğerleri öyle ya da böyle… (“Güzel kadın, erkeğin geleceğini iskonto altına almasını teşvik eder mi?”) Pek çok biyolog bugün Darwin’in seksüel seleksiyon teorisini evrim teorisinin baş tacı olarak değerlendiriyor ve bunun tuhaf, şuursuz manifestosunu neredeyse her yerde görüyorlar. Örneğin, yakın zamanda Jamaika Southfield’de yaşayan 183 genç erkek, araştırmacılar tarafından dirsek ve kulak yüksekliklerinin ölçümü için gönüllü oldu. Ardından her birinin vücudundaki belirli 41 noktaya kızılötesi reflektörler yerleştirildi ve dans etmeleri istendi. Yaptıkları hareketler kaydedildi. Ardından, araştırmacılar reflektörlerler yardımıyla her gencin dans esnasında yaptığı hareketlerin, yüz hatları ve diğer kişisel özelliklerin bulunmadığı birer model animasyonunu hazırladı ve bunları Jameika’lı genç kızlara bu izlettiler.

Biraz dans et, biraz seviş
Erkeklerle kızların zıt köşelerde birbirlerine kesik attıkları lise partilerini hatırlatsak, yeniyetme geyiklerinin farklı bir versiyonu gözünüzün önüne gelebilir. Ancak bu basit bir dans, aslında doğru genlere açılan kapı olabiliyor. İlk yapılan seksüel seleksiyon çalışmalarından birini örnek verelim: Drosophila (bildiğimiz adıyla meyve sineği) dişileri, kur yapma dansını ciddiye almayan erkekleri geri çeviriyor. İşin ilginci, geri çevrilen bu erkeklerin hem arzulanma, hem de sağlıklı bir döl üretme ihtimali en düşük olan erkekler olduğunun mikroskop altında ortaya çıkması. Özetle dişiler, dansı çiftleşmede doğru seçimi yapmak için tam bir Darwin aracı olarak kullanıyorlar.
Jameika çalışmasındaki genç kızlar da benzeri bir reaksiyon verdiler. Beğendikleri dansçılar, aynı zamanda kulak, dirsek ve diğer ölçümler bakımından en simetrik olanlar çıktı. Kimse görünürde çarpık bir fiziğe sahip olmadığı halde, genç kızlar bunu nasıl bildi? Daha önemlisi, kızlar basit bir dansı neden önemsesin?

Rutgers Üniversitesi antropologlarından Dr. Lee Cronk, dansın önemli olduğunu söylüyor: “Bu kusurları dans haricindeki gözlem yöntemleriyle tespit etmek çok zor. Kimse karşı cinsle buluştuğu zaman yanında pergel götürmez. Ama birbirlerini dans ederken seyrettiklerinde, genetik kaliteleri hakkında iyi ipuçları elde edebilirler.” Özetle, doğadaki anlamıyla asimetrik olmak, hastalıklı olmak ve ölüme yakınlık, düşük üretkenlik gibi doğal/seksüel seleksiyon faktörlerinden birine açılan bir kapı olabilir. Tercümesi: Kötü bir erkek arkadaş olmak.
Peki böyle bir çalışmanın şapşal erkekleri dans pistinden uzak tutmak haricinde ne gibi bir faydası var? Kız arkadaşı olan bir erkeğe ne faydası var? Ya da kız arkadaş bulmaya çalışan bir erkeğe, diyelim. Seksüel seleksiyon araştırmalarına göre bir kadının erkekte aradığı iki kriter vardır: İyi Genler’e sahip olma ve İyi Baba olma potansiyeli.

Boston’da düzenlenen hızlı eşleşme etkinliğindeki bir kadın, “Ne tip erkeklerden hoşlanırsın,” diye sorulduğunda farkında olmadan İyi Gen’i tanımlıyor: “Hoşlandığım erkek tipi uzun, geniş omuzlu, çakır gözlü, güzel gülüşlü. . . ve komik (bu özellik listenin üst sıralarında)”. Problem şu ki Bay Çakır Göz/Geniş Omuz başka pek çok kadın tarafından da çekici bulunuyor. Bu nedenle çoğunlukla dikkatinin başkasına kayma ihtimali oldukça fazla oluyor. İyi Baba ise büyüleyici olmasa bile eşinin yanında olup çocukların büyümesine yardımcı oluyor. Gerçek dünyada pek çok kadın, kendisi için daha iyi olanı bulmak için iki kriterden birinden ödün veriyor.

Seksüel seleksiyon pazarında, flört stratejinizi karşı tarafa ‘gerçekte ne sunabileceğinize’ uygun olarak şekillendirmeniz, buradan çıkacak yegâne derslerden biri. Sözgelimi Tarık Akan’ın gençliğinde canlandırdığı ‘çapkın delikanlı’ tiplemelerini düşünün; bu karakter tipindeki bir kişi İyi Baba kriterine uygun olmayacak ve İyi Gen’lerinin ışığı sönene kadar çapkın bekâr olarak gezecektir. Ancak Halit Ergenç tipin biri büyük ihtimalle uzun süreli bir ilişki kurup buna tutunacaktır. Biyoloji her zaman belli bir davranışı şart koşmuyor. Çalışmalar gösteriyor ki kara kuru, ufak tefek, Woody Allen kılıklı ‘sinsi erkekler’ genellikle Bay Çakır Göz/Geniş Omuz’u ekip kızı kapıyor. Ancak biyoloji insana doğuştan gelen bazı eğilimler veriyor ve bunları tanıyabilmek, ödülü de beraberinde getiriyor.

Yuvadan kaçamak uçuşlar
Seksüel seleksiyon araştırmaları aynı zamanda kadınların isteklerindeki esrarengiz değişimleri de anlamamıza yardımcı oluyor. UCLA araştırmacılarından Dr. Martie Haselton, regl periyotlarının eş bulma tercihini nasıl etkilediğini araştıran bir araştırma yapmış. Araştırmanın sonucuna göre; özellikle regl döneminden 14-15 gün önceki (kadının yumurtladığı) kritik dönemde, güvenilir fakat çirkin İyi Baba’lar, birdenbire yakışıklı, kaslı, akıllı, yaratıcı İyi Genler’e kıyasla çok daha az çekici gelmeye başlıyor.

İyi Gen’lerin, tam da hamile kalabilecekleri bu dönemde kadınların gözüne daha güzel görünmeleri rastlantı değil. Eskiden yapılmış olan birçok seksüel seleksiyon çalışması, aldatma isteğinin daha çok erkek çiftleşme stratejisinin bir parçası olduğunu varsayıyordu. Günde 125 milyon üreme hücresi (saatte 5,2 milyon sperm) üreten erkeğin mümkün olduğunca çok seks partnerine tohumlarını serpme eğiliminde olduğu düşünülüyordu. Hayat boyu sadece 400 üreme hücresi üreten kadınların ise bir erkek seçip devam etme eğiliminde olduğu sanılıyordu. Fakat son dönemde yapılan çalışmalar, dişilerin aldatma eğilimlerinin de hayli fazla olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin Kuzey Amerika kuşlarından Bluebird’ler, bugüne kadar yaşam boyu sadakatin simgesi olarak görülmüşlerdir. Hatta Amerikalılar, düğünlerinde “Mutluluk kuşlarına (Bluebird)!” diyerek kadeh kaldırırlar. Ne var ki biyologlar bazı bluebird’lerin eşleşme konusunda çifte strateji izlediklerini belirledi. Kuş hem İyi Baba ile çiftleşiyor, ardından yuvadan ayrılarak kendine bir İyi Gen buluyor. Bir bluebird araştırmasında yapılan DNA analizleri gösteriyor ki genç kuşların %15’inin babası, yuvanın erkeği değil. Özetle, eğer resepsiyonun arkasındaki odada gelinle düğünden önce birlikte olmak gibi bir niyetiniz yoksa, kuştan falan bahsetmeyin…

Yakın zamanda İngiltere’de yapılan bir çalışma, insanlarda yanlışlıkla baba olma oranının oldukça düşük (ortalama %4’ün altında) olduğunu göstermişti… Bu da 25 doğumun sadece 1’inde erkeğin “sigarayı yaktığını” gösteriyor. Bir erkek bu akıbetten nasıl kaçınmalıdır? Pek çok hayvan yumurtlama döneminde reklam yaparken, insanoğlu bunu gizleyebilecek şekilde evrimleşmiş. Ancak Haselton’ın bulguları, erkeğin çoğunlukla (koku ya da bilinmeyen başka bir ipucu yardımıyla) bilinçsiz olarak kadının doğurganlığının doruk noktasını tespit ettiğini gösteriyor. Bu zamanlarda diğer erkekleri savuşturmak için kadına sahiplenme eğilimi artıyor. Regl periyotlarını inceleyen Dr. Haselton’ın yaptığı bu çalışma hakkında bilgi sahibi olan kocalar, artık o dönemde kendi davranışlarını ayarlamaları gerektiğini iyi biliyor: Bu zamanlarda kadınlara İyi Baba özelliklerinden ziyade, İyi Gen özelliklerini göstermek gerekiyor.

Biri daha elendi
Seksüel seleksiyon hakkında yapılan araştırmalar, aynı zamanda hangi erkeksi davranışların düşündüğümüz gibi sonuç vermediğini tespit edebilmek açısından da önemli. Bir kadını etkilemek için yapılıp da daha sonra amacından saparak diğer erkeklerle rekabet gösterisine dönüşen davranış biçimleri gibi… Misal, pek çok kadın kaslı erkeklerden hoşlanır. Ancak, bazı erkekler bu bilgiyi yanlış yorumlayarak, karın kaslarını takıntı yapıp, kendilerine steroid pompalamaya başlayabiliyor.

UCLA Davranış Merkezi Direktörü Dr. Daniel Fessler bu durumu şöyle yorumluyor: “Bu erkekler kadınlara daha çekici göründüklerini zannediyorlar ama gerçekte böyle değil. Olay tümüyle erkek erkeğe rekabetten ibaret.” Aynı cinslerin yarıştığı yarışmaların özünde de seksüel seleksiyon yatıyor: Olay aslında, rakibinin dişli olduğunu görüp vazgeçmekle ilgili. Ancak bu yarışmaları izleyen kadınlar ya sıkılıyor ya da bir köşede uyuyakalıyor.

Bazı erkeklerin kendi aralarındaki mücadele sırasında yaptığı ve çekişmeyi henüz bir sonuca varmadan sonlandırabilen hatalarından biri de, yüksek risk faktörüne sahip davranışların kadınlara çekici geldiğini “sanmaları”. Bu davranışların kadınlara çekici gelme sebebi, erkek tavus kuşunun büyük ve gösterişli kuyruğunun dişisine çekici gelme sebebiyle aynı. “Tehlikeli şeyleri yapabilenler, yolundan zor alıkonulur ve hayatta kalırlar. Bu yüzden erkekler İyi Gen’leri olduğunu vurgulamak için sıklıkla bu yola başvurur,” diyor Dr. Fessler.

Kadınları etkilemek için başvurulan bu “Darwinsel” dürtü sadece bu davranışa başvuran erkek için değil, toplum için de zaralı olabiliyor. Dr. Fessler bu konuda, “Genç erkeğin risk alma eğilimi, toplum huzurunu en çok tehdit eden şeylerden biri,” diyor. Bahsettiği şey gayet açık aslında… Örneğin bir keresinde Sumatra’da, motosikletlerini karın üstü kullanarak 90 kilometre hızla gösteri yapmaya kalkan gençleri izlemiş. Erkeklerden birinin kahramanlık gösterisi ağaca çarpmasıyla son bulmuş. Fessler bu konuyu daha da genele taşıyıp şunları söylüyor: “Toplumdaki genç erkek popülasyonu, kaza ve suç oranlarını, hatta savaş çıkma eğilimini doğrudan etkiliyor. Seksüel seleksiyon, şu an için bu konulara açıklık getiren en iyi araştırma konusu.”

Eğer Darwin Ödülleri doğal seleksiyon kurbanlarını ödüllendiriyorsa, demek ki seksüel seleksiyon alt kategorisinde başarısızlığa uğrayarak unutulan büyük bir güruh var demektir. Bunu da Diğer Darwin Ödülleri olarak adlandırabiliriz. Örneğin 2004 yılında 20 yaşındaki Hollanda’lı bir genç, kız arkadaşını bulunduğu bölgedeki en yüksek binanın çatısına çıkardı, sonra iki bacağını sallandırarak korkulukların da üstüne oturdu. Kız arkadaşının bundan etkileneceğini düşünmüştü, ancak rüzgârın tersten esmesiyle etkilenen tek şey aşağıdaki kaldırımın betonu oldu.

Cinsellik için yaratılan sanat eserleri
Ancak, iyi tarafından da bakmak lazım… Hepimiz aslında başlı başına görkemli bir başarı hikâyesiyiz. Milyonlarca yıldan bu yana süregelen, doğal ve seksüel seleksiyonların bileşimi olan bir piyango ikramiyesinin şanslı kazananlarıyız. Binlerce jenerasyon boyunca atalarımızdan her biri kendilerine potansiyel eşler aradı, buldu, kur yaptı ve samanlığı (ya da sahili, kamp ateşini, arabanın arka koltuğunu) seyran etti. Tümü şu an sizin ve bizim hayatın podyumunda havalı havalı yürüyebilmemiz için genetik miraslarını taşıdılar. Biz de elbette ki bu işi aynı güzellikte sürdürebiliriz.

Eğer seksüel seleksiyon aptalca ve ölümcül bazı davranışlarımıza itici güç oluşturabiliyorsa, kültürel yaşantımızın gizli temellerini de oluşturuyor demektir. Bruce Springsteen çoğu zaman espiriyle, şarkılarını bir zamanlar “kadınlar pantolonunu indirsin diye” bestelediğinden bahseder. Fakat seksüel seleksiyon teorisi, aslında Beethoven’ın da farklı olmadığını söylüyor. Statü kazanmak ve dolayısıyla potansiyel romantik partnerleri etkilemek, her zaman güzel sanatların, büyük işler kurmanın ve sahada zafer kazanma isteğinin kalbinde atan kan olmuştur. Dr. Geoffrey Miller, “Waste: A Sexual Critique of Consumerism” isimli makalesinde şunları yazmış: “Pek çok evrimci yeni yeni kabul etmektedir ki, doğada gördüğümüz her güzel ve etkileyici şey, faydacı bir verimlilik için değil, aslında müsrif bir gösteriş için şekillendirilmiştir. Çiçekler, meyveler, kelebeklerin kanatları, mandril maymunlarının yüzleri, fillerin dişleri. . .  ve insan dilleri tümüyle seksüel seleksiyon tarafından şekillendirilmiştir.”

8 dakikalık görüşme sürecinde veya tüm gece takılmak sadece bir tür flört etme yöntemi değil; aynı zamanda kendimizi gösterme yöntemimizdir. Böylece eve gidip gecenin sonunda birlikte olup olmayacağımıza karar veririz. Ancak seksüel seleksiyon ne kapıda bir kahve içmeye davet edildiğinizde, ne de ilk defa birlikte olurken nefessiz kalarak yastığınıza gömüldüğünüz o anda sona eriyor…

Tanımlanamayan dişil orgazm
Seksüel seleksiyon teorisinin en çok tartışılan konularından biri de dişil orgazmın incelikli yapısıdır. Araştırmacılar (çoğunlukla erkek olanlar) dişil orgazmın kalesi olan klitorisin neden vajinaya yakın konumlanmadığı sorusuna hararetle yanıt aramaya çalışıyorlar. Eğer klitoris vajinaya yakın olsaydı, dişil orgazmın birleşme anında gerçekleşme ihtimali çok daha fazla olacaktı. (The Case of the Female Orgasm’ın yazarı Dr. Elisabeth Lloyd’un belirttiğine göre, kadınların sadece %25’i her birleşme sonucunda orgazma ulaşıyor. Bir diğer %34’lük kesim ise birleşme esnasında ya nadiren oluyor ya da hiç orgazm olamıyor.)

Bazı araştırmacılar dişil orgazmın bu tanımlanamayan doğasının, onu doğrudan bir seksüel seleksiyon aracı yaptığı görüşünde. Erkek sırtını dönmüş yatarken “Oh be, harikaydı!” diye düşünüyor. Kadın sırtını dönmüş yatarken “Hmm, bu koca kütük şimdi uyuyacak mı, yoksa beni mi düşünecek?” diye içinden geçiyor. Bu soruların cevabı, erkeğin uzun süre birlikte olmaya değer olup olmadığını anlamasına yardımcı oluyor. Biyolog Marlene Zuk, kinayeli bir şekilde olayı şöyle özetliyor: “Eğer seksten zevk almamı garantiler ve bana orgazm yaşatırsa, ufaklıkların ‘yıldızlar karmasına seçilme şansı’ daha fazla olur.”

Bazı araştırmacılar orgazmın, tek başına bile seksüel seleksiyonun önemli fizyolojik fonksiyonlarından biri olduğunu söylüyor. Orgazmın, dölyatağı kasılmalarına yol açarak kadını sırt üstü devirmesinin, spermlerin daha rahat hareketine olanak tanıdığı ve hamilelik ihtimalini artırdığı belirtiliyor. Bilimadamları bu iki muhtelif mekanizmaya “upsuck (yukarı emme) hipotezi” ve “poleax (tokmak) hipotezi” isimlerini dahi vermiş (ve bu bir şaka değil).

Mekanizma ne olursa olsun, seksüel seleksiyonun sadece potansiyel bir eş bulmak, çekim yaratmak ve yatağa girmekten ibaret olmadığına herkes katılıyor. Seksüel seleksiyon bunun çok daha ötesi… O, uyanık olarak yaşadığımız hayatta ezelden beri yaptığımız hemen her şeyin arkasında saklı duran ve duracak olan bir soru…

Sevişme sonrasında her ikiniz de orgazmın tokmağını yiyip uykuya dalsanız dahi, seksüel seleksiyon kadın vücudunun derinliklerinde, “biyolojik engelleri aşmak zorunda olan spermlerin savaşı” şeklinde çalışmaya devam ediyor. Biz hiçbir şeyin farkında olmadan rüya görürken, geçmişimizden gelen genetik mirasımız döne döne, kıvrıla kıvrıla seksüel seleksiyonun tatlı, yumuşak müziğinde dans ediyor. Sadece sabaha kadar değil, sonsuza kadar…

 

SEKS & İLİŞKİLER

Mutlu bir ilişkinin 8 sırrı

-

Mutlu ve huzurlu bir ilişkinin yolu sandığınız kadar karmaşık değil. Bu listedeki sekiz yöntemi denemenizi tavsiye ederiz.

Herkes size mutlu bir ilişkinin sırrının büyük resmi görmek olduğunu söyleyecektir. Bilirsiniz işte, güven, iletişim ve sevgi yoluyla aranızdaki bağı kuvvetlendirmek… Ayrıca gelecek planlarınız, çocuk yapma fikri ve ekonomik beklenti konusunda da aşağı yukarı aynı ortak görüşlere sahip olduğunuzdan da emin olmalısınız falan filan.

Ancak beraberliğinizin her gün getirdiği güzellikleri gözden kaçırıyorsanız, mutluluğunuzu katlamanızı sağlayacak bir ton fırsatı da kaçırıyorsunuz demektir. Manhattan’dan ilişki terapisti Irina Firstein, her günümüzü ilk gün gibi yaşamamızı sağlayacak ipuçlarını paylaşıyor.

1- ÖPÜŞÜN VE BIRBIRINIZE DOKUNUN

Sevgi göstermek ve sevgi görmek her şekilde tatmin edicidir. Bu, sevişmeye doğru gidebilir de, gitmeyebilir de ancak iki şekilde de çok güzeldir. Sadece, bunu planlamaktan vazgeçin.

“Birçok çiftin birbirine sevgi göstermeye vakti yok ya da birbirlerine dokunurlarsa bunun sevişmeye evrileceğini düşünüyorlar ve o an sevişmek istemedikleri için birbirlerine dokunmaktan vazgeçiyorlar,” diyor Firstein. “Bu çok yanlış. Dokunmak erotizmin temelidir ve amaç odaklı olmak zorunda değildir. Bu daha çok partnerlerin arasındaki bir oyun gibi olmalı.”

2- GİDİŞLERİNİZİ VE GELİŞLERİNİZİ ÖNEMLİ BİR OLAYA DÖNÜŞTÜRÜN

Sabah kapıdan çıkarken sadece “Hoşça kal!” diye bağırıp kaçmayın.
“Partneriniz giderken ve eve geldiğinde meşgul olduğunuz şeyi bir kenara bırakın ve ona bakın, onu karşılayın ve birbirinizi –ikinizin de diğerinin kollarına kendini bıraktığı türden- kucaklayın. Bu hareket iletişim ve şefkat duygularınızı güçlendirir ve teşvik eder. Her iki tarafa da sevildiğini ve önemli olduğunu hissettirir,” diyor Firstein.

Partneriniz bütün gün ayrı kaldığınızda bu kucaklaşmayı düşünecek ve eve döndüğünde de aynısını bulmak için sabırsızlanacak.

3- ELEKTRONİKLERİ KAPATIN

Sevdiğiniz insanla haftada en az bir saatinizi cihazlarınızdan gelen bildirim ve alarm sesleri olmadan geçirmeye ayırın. Uçak modunu kullanabilirsiniz. “Orada olmalı, meşgul olmamalı ve ilginizi partnerinizin üzerinde tutmalısınız,” diyor Firstein. Herhangi bir dikkat dağıtıcı unsur olmadan rahatça oturabilir, konuşabilir ve anın tadını çıkarabilirsiniz.

4- ANILARINIZI TAZELEYİN

İster ilk buluşmada yediğiniz makarnanın kokusu, isterse onun parfümünün kokusu odayı doldurmuş olsun, duyularınızı mutlu zamanları yeniden hatırlamak için kullanın. Koku güçlü bir şekilde hafızayla ilişkilidir ve aynı zamanda nostalji yaşamak için oldukça erotik bir yöntemdir. Personality and Social Psychology Bulletin’da yayımlanan bir çalışma, nostaljinin sizi gelecek için daha umutlu kıldığını buldu.

5- BİRLİKTE FİZİKSEL BİR AKTİVİTE YAPIN

En sevdiğiniz antrenmanları beraber yaparak mutluluk seviyenizi zirveye taşıyın. Bu, birbirinizin hayatı hakkında değerli bilgiler edinmenin organik bir yoludur ve aynı zamanda bu süreçte daha fit olursunuz. Beraber terlemek sizi daha da yakınlaştıracak: Journal of Personal Psychology’de yayımlanan bir çalışma, köpeği yürüyüşe çıkarmanın ya da yatakta kitap okumanın aksine, yapacağınız alışılmadık bir etkinliğin ilişkiden alınan tatmini yükselttiğini savunuyor.

6- AYNI YATAKTA, AYNI ZAMANDA UYUYUN

Bazı çiftler gece geç saatlere kadar uyanık kalıp televizyon izlemeyi tercih ederken bazıları erken uyumayı seçer. Zamanlamanızı senkronize ederek aranızdaki yakınlığı geliştirebilirsiniz. Yatakta birbirinize iyi geceler öpücüğü vermek de bunu perçinler. Bu mümkün değilse bile haftada bir gün bunu başarmaya çalışmak da önemlidir, diyor Firstein.

7- GÜLÜN

Oldukça basit olabilir, ancak gülmek mutlu bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Kansas Üniversitesinde gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, bir kadın bir erkeğin şakalarına ne kadar gülerse, ona romantik olarak bağlanma olasılığı o kadar artar. Ancak bu, erkekler üzerinde stand-up yapma baskısı yaratmamalı: Bir ilişkinin başarılı olduğunun gerçek belirtisi, iki tarafın beraber gülüyor olmasıdır. Birlikte bir komedi şovu izlemeye giderek işe başlayabilirsiniz. Daha sonrasında sadece ikinizin anlayabileceği şakalarınızın olması yakınlaşmanıza yardımcı olur.

8- ŞAŞIRTICI MESAJLAR GÖNDERİN

Dijital bir detoksta olmadığınız zamanlarda, cihazlarınızı romantik faydalar sağlamak için kullanın. Birçok çift sadece günlük, sıkıcı sorular için mesajlaşıyor: “Marketten bir şey lazım mı?” “Çocukları okuldan sonra kim alacak?” Haftada bir gün, partnerinizi sevgi dolu bir mesajla şaşırtın. Onu düşündüğünüzü belli eden ve içten bir mesaj olduğu sürece, açık açık cinsel içerikli olmak zorunda değil. Firstein, “Şahsen ben sürpriz mesajları ve genel olarak bana sürpriz yapılmasını seviyorum,” diye belirtiyor. “Rutin ve alışkanlık romantizmi öldürür. Yenilik ve sürprizler ise işlere heyecan katar.” Partneriniz muhtemelen sürpriz hediyelere ya da çiçeklere de sevinecektir fakat gerçek aşkın bir maliyeti olması gerekmez.

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Sertleşme sorunu neden olur, nasıl geçer?

-

Sertleşme sorunu neden olur, nasıl geçer, sertleşme sorununa iyi gelen yiyecekler nelerdir? İşte tüm bunların cevabını detaylı bir şekilde sizin için anlattık.

Hiç çekinmeyin, her erkekte bir dönem sertleşme sorunu olabiliyor. Sertleşme sorunu bir kere oldu diye hep devam edecek değil. Türkiye’de yapılan çalışmada ise sertleşme sorunu oranının %69 olduğu ve bu oranın ilerleyen yaşla birlikte paralellik gösterip arttığı gözlemlenmiştir.  Azımsanmayacak bir yüzde sertleşme sorunu yaşıyor. Çoğu erkek ilk çare olarak eczanelerde sertleşmeye iyi gelen ilaç arıyor. Ama gözden kaçan nokta, ereksiyon soruna neden olan yiyecekler olduğu gibi, sertleşme sorunu tedavisine yardımcı besinler de bulunuyor.

Gelin sertleşme sorununuzu ilaçsız, doğal, bitkisel seçenekler ile evde çözelim. 3 maddede sertleşme sorunu nedenlerini, nasıl anlaşıldığını, cinsel gücü arttıran besinleri ve evde uygulayabileceğiniz çözüm yollarını anlatacağız.

1- Sertleşme Sorunu Neden Olur?
Ereksiyon sorununa sebep olan alışkanlıklar / yiyecekler

Eğer ereksiyon bozukluğunuz varsa, en önemli meseleniz penisiniz ve ne olmuş olabileceğidir. Fakat aslında yapmanız gereken bu duruma sebebiyet veren problemlerin köküne inmek ve genel sağlık problemlerinizi keşfetmek olmalı.

Toronto Üniversitesi’nde gerçekleştirilen araştırmaya göre ereksiyon bozukluğu yaşayan erkekler, normal durumdaki erkeklere kıyasla 2 kat daha fazla oranda tanısı konmamış diyabetle karşı karşıyalar. Bu etki orta yaşlı erkeklerde daha bile fazla: 40 ve 50li yaşlardaki erkeklerin neredeyse %20’si haberleri bile olmadan diyabet hastası.

Peki nedir bu bağlantı? Araştırmacılardan Dr. Sean Skeldon’a göre “Tedavi edilmemiş diyabet, kan damarlarınıza ve sinirlerinize zarar verir. Erekte olabilmek için bunlara ihtiyacınız var.”

“Diyabet olsam bilirdim” diye düşünüyor olabilirsiniz. Fakat problem şu ki çoğu türde belirgin, tespit edebileceğiniz semptomlar bulunmamakta. Olsa bile, genel meseleler: Yorgun hissetmek ve sık tuvalete gitmek gibi sık rastlanılacak durumlar.

Dr. Skeldon’a göre “Ereksiyon kaybı bazı erkekler için ilk işaret olabilir.”

Önce yapılması gereken şu: Eğer ereksiyon sağlayamıyor ya da sürdüremiyorsanız, bir doktor randevusunu hemen ayarlayın.

Eğer doktorunuz diyabetten şüpheleniyorsa, büyük ihtimalle aç karnına kan şekeri ölçümü isteyecektir. Eğer diyabet için risk faktörünüz yüksekse test ihtimaliniz artacaktır: Yüksek kan basıncı, yüksek kolestrol, obezite ya da ailenizin hastalık geçmişi gibi. Normal değerlerin dışında kalmanız hem kalp, hem damar sağlığınızı tehdit edebilir ve diyabet hastalığınız ilerleyebilir.

Fakat eğer testler normal sonuç verirse oral bir glikoz toleransı testi de yaptırmanız gerekebilir. Bu test bir sabah boyunca kan şekerinizin ölçülmesini sağlar, insülin direncinizi tespit edebilir ve önceki testlerde çıkmayan riskleri gösterebilir.

Böylelikle problem tam bir şeker hastalığına dönüşmeden engelleyebilirsiniz.

Ne yediğinizden, kiminle uyuduğunuza kadar uzanan bu sebepler, sizi yatakta boynu bükük bırakabilir.

Market Fişi 
Çoğu süpermarketin kasa fişi olarak kullandığı termal kâğıt ve mürekkepler, yüksek oranda Bisfenol A (BPA) içeriyor. Bu kimyasal, vücudunuzda kadınlık hormonu olan östrojen üretimini artıyor. Kaiser Permanente tarafından yapılan bir çalışma, östrojenin BPA kaynaklı diğer hormonal değişikliklerle birlikte sertleşme problemine yol açtığını gösteriyor. Bankamatik fişleri, havaalanındaki bagaj fişleri, piyango biletleri ve daha fazlasında bu BPA içeren kâğıtlar kullanılıyor. Ayrıca, sert plastiklerin ve konserve gıdaların da en büyük BPA kaynakları olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Tatlılar 
Bir dilim kek ya da bir şişe gazoz fark etmez; şeker tüketmek kanınızdaki glikoz seviyesini zıplatmaya, dolayısıyla insülin hormonunu uyandırmaya yetiyor. ABD’li ve İrlandalı araştırmacıların çalışmalarına göre, bu durum vücuttaki testosteron üretimini baltalıyor. Dolayısıyla ereksiyon olmak da zorlaşıyor. Şeker, insülin ve testosteron bağlantısı, saatlerce hiçbir şey yememiş olmanıza rağmen sabahları testosteron seviyenizin neden yükseldiğini ve sabah seksine nasıl bu kadar istekli olduğunuzu da açıklıyor.

Yetersiz Uyku 
Chicago Üniversitesi sağlıklı genç erkeklerden oluşan bir grup üzerinde yaptığı araştırmada, birkaç gece üst üste beş saat (veya daha az) uyuyanların testosteron seviyelerinde düşme yaşandığını ortaya koydu. Uyku testosteron üretiminde temel bir role sahip. Uykunuzu yeterince alamadığınızda, ki ideali 8 saattir, penisiniz göz kapaklarınızla aynı yolu tutarsa şaşırmayın.

Odanızda Uyuyan Bebek 
Yeni doğan bebeğinizi gözünüzün önünden ayıramıyor musunuz? Notre Dame ve Northwestern Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışma, yeni doğmuş bebeğinizin beşiğini yatak odanıza yerleştirmenin testosteron üretimini yüzde 7 oranında düşürdüğünü gösteriyor. Muhtemelen bebeğinizin uykusunu bölmek istemiyorsunuz ve bu yüzden cinsel hayatınız renksiz geçiyor. Ama bilim, geceyi yavrunuzun yanında geçirmekten kaynaklanan hormonal değişimlerin, testosteron seviyenizde düşüşlere neden olduğunu söylüyor.

Soya 
Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan bir çalışmaya göre, veganların öğünlerinden eksik etmedikleri soya, östrojen benzeri özellikler taşıyor ve testosteron deponuzu baltalıyor. Biraz soya libidonuzu öldürmez. Ama uzmanlar, soya ağırlıklı bir beslenme planının (farklı yiyeceklerin de soya içerdiğini hesaba katmalısınız), ereksiyonunuz için bir felaket olacağının altını çiziyor.

Kapalı Mekânda Zaman Geçirmek  
Erkeklik hormonu üretiminde D vitamini de başrol oynuyor. Almanya ve Avusturya’da yapılan bir araştırmaya göre, güneşten ya da besinlerden yeterince D vitamini alınmadığı takdirde, vücutta testosteron düzeyi en az yüzde 20 oranında düşüşe geçiyor. Endişelenmeyin, iyi bir haberimiz de var. Kol ve bacaklarınız güneş ışığına günde sadece 15 dakika maruz kaldığında, günlük D vitamini ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz.

Çok Fazla Koşmak 
British Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, haftada 60 km veya daha uzun koşmanın testosteron üretimini yüzde 17 oranında azalttığını söylüyor. Araştırmanın yazarları, çok fazla koşmanın salgı bezleri ile beyin arasındaki iletişimi kestiğini öne sürüyor. Bu da sıkı koşucuların testosteron seviyelerindeki düşüşü açıklıyor.

İçki 
Muhtemelen içkinin bu listeye gireceğini tahmin etmiştiniz, zira o da bir ereksiyon düşmanı. Oklahoma Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmaya göre, seçtiğiniz içkinin karmaşık içeriği (biradaki şerbetçiotu vb), kadehinizi östrojen benzeri maddelerle süslüyor. Östrojenin erkeklik hormonuna darbe vurduğunu zaten söylemiştik. Neyse ki Wisconsin Üniversitesi’nden uzmanlar, içkinin iki kadehe kadar ereksiyonunuza etki etmeyeceğini söylüyor.

Penis vasküler bir organdır, diyor Dr. Irwin Goldstein. Atardamarlarınızı tıkayan pıhtılar penisinize giden kan akışını da etkiler. Dr. Goldstein’in dediğine göre, aslında 38 yaş üstü erkeklerde penise giden atardamarlarda daralma görülüyor. Bu yüzden ne yediğinize ve ne içtiğinize dikkat etmelisiniz.

Aşırı kilolu kişilerde ereksiyon problemi daha sık görülür. Yüksek kolesterollü ürünler yerine sağlıklı, kolesterolünüzü ve tansiyonunuzu yükseltmeyecek yiyecekleri tercih etmelisiniz. Teksas’taki A&M Fruit and Vegetable Improvement Center’daki araştırmacılar, karpuzun Viagra benzeri bir etkisi olduğunu gördü. Karpuzdaki sitrülin, damarlarınızın rahatlamasını teşvik eder, böylece penise giden kanakışında da artış görülebilir.
Ayrıca sigaradaki nikotin de damar büzücü özellik gösterir. 2011’de British Journal of Urology International’da yayımlanan çalışmaya göre, 8 hafta boyunca sigarayı bırakan erkekler, sigara içenlere kıyasla daha sert ereksiyonlara sahip oldular ve maksimum uyarılmaya diğerlerinden beş kat daha hızlı ulaştılar. Sigaradan nikotin bantlarına geçildiğinde ise bu değişiklikler görülmediğinden ereksiyon problemini yaratanın nikotin olduğu sonucuna ulaşıldı.

Ereksiyon ve ilaçlar

Dr. Baum, ilaç kaynaklı ereksiyon sorunlarının 50 yaşından büyük erkeklerde görüldüğünü söylüyor ve neredeyse 100 ilacın bu sorunun olası sebebi olduğu tespit edildi. Bu yüzden ilacınızdan şüpheleniyorsanız doktorunuza veya eczacınıza danışın. Dozaj değişimi veya farklı bir ilaca geçip geçmeme konusunda yardım alın. Ancak bu değişikliği kesinlikle kendi başınıza yapmamalısınız.

Alkol alımı ve ereksiyon

Alkol sinir sistemi depresanıdır. Size arzu verse de performansınızı düşürür. Washington Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma, sarhoş erkeklerin ayık erkeklere kıyasla erekte olmak için daha çok çaba harcadığını ve yine de daha yumuşak bir ereksiyon yakaladığını gösterdi. Şu an bir probleminiz olmasa da aşırı alkol, ilerleyen zamanlarda cinsel performansınızı düşürebilir. Zaman içinde hormonal dengesizliklerle de karşılaşabilirsiniz.
Dr. Baum, “Kronik alkol kullanımı sinir ve karaciğer hasarına yol açabilir,” diyor. Bu da erkeklerde aşırı miktarda kadın hormonları salgılanmasıyla sonuçlanabilir. Normal bir ereksiyon için hormonlarınızın testosteronunuzla dengede olması gerekir.

Stres ve sertleşme problemi

Sakin, rahatlamış bir zihin, ereksiyonu sürdürmek için büyük önem taşır. İşyerinde yaşadığınız stres, günlük trafik çileniz, partnerinizle kavgalarınız veya sadık olmamanızdan duyduğunuz suçluluk duygusu, kaygı problemleri ortaya çıkararak beyninizde kimyasal değişikliklere neden olur. Yüksek anksiyete durumu sizi savaş ya da kaç durumuna sokar, yani vücudunuz kendini ereksiyon olacak kadar rahatlamış bir noktaya getiremez.
Rahatlamanın bir yolu, partnerinizle ilişkide daha samimi, duygusal bir tutum izlemektir. Ön sevişmeyi olabildiğince uzun tutun ve ereksiyonla ilgili endişelenmeden birbirinizden keyif alın; hem bedeninizin hem de zihninizin rahatladığını görecek ve sorun yaşamadan ereksiyona erişeceksiniz.

Diş sağlığı ve sertleşme sorunu

2012’de ülkemizde yürütülen bir çalışmada, ereksiyon problemiyaşayan erkeklerin diğerlerine kıyasla diş eti hastalıklarına sahip olma oranının daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca British Dental Health Foundation da ciddi ereksiyon sorunu yaşayan 5 erkekten 4’ünün aynı zamanda diş eti problemi olduğunu belirtiyor. Bu yüzden, düzenli olarak dişlerinizi fırçalamanızın ve diş ipi kullanmanızın faydasını, dişleriniz ve diş etlerinizden de farklı yerlerde göreceksiniz.

2- Cinsel Gücü Arttıran Yiyecekler Nelerdir? Sertleşme için ne yemeli, sertleşmeyi sağlayan bitkiler

İngiliz beslenme uzmanı Emma Wells’ten potansiyelinizi maksimum seviyeye çıkartacak beslenme planı…

2,3 milyon İngiliz, Cinsel İşlev Sorunları Kurumu’na göre (Evet, var böyle bir kurum!) sertleşme sorunları yaşıyor. “Onlar İngiliz” demeyin. Türkiye’de de klinik araştırmalar ortalama 6,5 milyon erkeğin bu sorunu yaşadığını gösteriyor. Diyabet, kalp damar sağlığı sorunları ve yüksek tansiyon; küçük dostunuzun boynu bükük kalmasının baş sebepleri arasında geliyor. Eğer bu, sürekli hale geldiyse mutlaka doktorunuza danışın. Aynı zamanda aşağıdaki menüyü beslenme listenize eklemeyi unutmayın.

KAHVALTI:

Kinoa ve böğürtlenli yulaf lapası
Kulağa klasik bir Türk kahvaltısı gibi gelmeyebilir. Özellikle Güney Amerika’da yetişen kinoa, aşina olmadığınız lifli tahıllar arasında. (Süpermarketlerde ve aktarlarda bulunabiliyor.) Ancak bu menü kan şekerinizi sabitler. İçeriğindeki lifler kolesterolü düşürür ve kan dolaşımını hareketlendirir. Böğürtlen ise damar sağlığınızı korur.

ÖĞLE YEMEĞİ:

Kepekli lavaşa salsa soslu ve avokadolu somon dürüm
Her ne kadar sofranıza sıkça uğramasa da avokado içindeki E vitamini ile penise giden kan akışını artırıyor. Somondaki omega-3 ise ruh halinizi düzenliyor. Domatesli salsa sosundaki likopen prostatınızı korumaya yardımcı oluyor.

AKŞAM YEMEĞİ:

<strong>Ayçekirdekli ızgara tavuk, misket patates ve tere
Tavuk eti, kan damarlarını saran kasları gevşeten bir aminoasit olan l-arginin barındırır. Bu da ereksiyonu yol açan kan akışına kolaylık sağlar. Tere ve misket patates yüksek oranda C vitamini içeriğiyle kalbinizi korur.

Kafein sertleşme sorununu çözer mi?

Günlük kahveniz sizi birçok anlamda uyanık tutabilir. Houston’da bulunan University of Texas Health Science Center’ın araştırmasına göre kafein ereksiyon bozukluğu yaşama ihtimalinizi düşürüyor.

Araştırmacılar günlük 2-3 kupa kahve miktarında kafein tüketen insanların, bu uyarandan kullanmayan erkeklere oranla daha az miktarda ereksiyon bozukluğu probleminden muzdarip olduğunu söylüyor.

Araştırmanın yürütücülerinden Dr. David Lopez’e göre bu bağlantının en güçlü olduğu kişiler kilo fazlasına sahip erkekler. Fakat araştırmacı farklı kilo gruplarındaki insanların da araştırılması gerektiğini söylüyor.

Araştırmacılardan Dr. Run Wang’e göre ise kafein Viagra gibi ereksiyon bozukluğu ilaçlarıyla benzer özelliklere sahip. Bu uyaran bir seri etkiyi tetikliyor ve bu da penisteki arterlerin rahatlamasını ve kan dolaşımının gelişmesini sağlıyor. Bu iki durum da daha güçlü ereksiyon demek.

Yumuşama mı hissediyorsunuz? Men’s Health üroloji danışmanı Dr. Larry Lipshultz’a göre suçlanması gereken önünüzdeki göbek. Şiş bir göbeğe sahip olmak vasküler fonksiyonlara zarar vererek kan dolaşımınızı rahatsız ediyor.

Zeytin yağı sertleşme sorununa iyi geliyor

Ereksiyon sorunları yalnızca İngiltere’de 5.6 milyon erkeğin yakasına yapışmış durumda. 40 yaşın üzerinde erkeklerin %40’ı kendilerini biraz “sönük” hissediyorlar.Fakat yapılan araştırmalar bu sorunlara karşı alınabilecek en büyük önlemlerden birinin “zeytin” olduğunu ortaya koymuş. Zeytinin içerdiği doğal yağ, “iyi niyetli” diyebileceğimiz monounsaturated yağlar konusunda oldukça zengin. (Aynı zenginlik avokado, fıstık ve yağlı balıklarda da bulunuyor.) Journal of Applied Physiology dergisinde yayımlanan bir araştırmada, beslenme programlarında bu tip “iyi huylu” yağlar bulunan erkeklerin daha yüksek testosteron oranlarına sahip olduklarını ve daha güçlü cinsel hayatlara sahip olduklarını söylüyor.  Kalp rahatsızlıklarına karşı nasıl koruyucu olduğunu ise söylememize gerek yok herhalde.

3- Ereksiyon Sorununa Evde Çözüm Yolları Nelerdir?

Sigaradan kaçının

Kentucky Üniversitesi araştırmacıları da sigaranın iktidarsızlığa sebep olduğu konusunda hemfikir… Ancak bu yetmiyormuş gibi bir de penisin ereksiyon boyunu etkilediğini belirtiyorlar. Araştırmalar sigara içenlerin penislerinin içmeyenlere göre daha küçük olduğunu gösteriyor. Zira sigara sadece kan damarlarına zarar vermekle kalmıyor, penis dokusunu da tahrip ederek hem elastikiyetini kaybetmesine neden oluyor hem de esnemesini engelliyor.

Penisinizi çok zorlamayın

Seks sırasında yanlışlıkla yapılan zorlayıcı hamleler ‘corposa cavernosa’nın (kan ile dolup genişleyen ve penisin sertleşmesini sağlayan kanallar) parçalanmasına neden olabiliyor. İnanmıyor musunuz? O halde partnerinizin pübik kemiğinin bir ağacın gövdesiyle aynı yoğunluğa sahip olduğunu söylesek yeterli mi? Tam bir parçalanma halinde iç kanamayı durdurmak ve kalıcı bir hasar riskini engellemek için 24 saat içinde cerrahi müdahale gerekir. Kısmi bir yırtık o kadar ciddi olmasa da, sonrasında problemlere neden olabilir. Corposa’nın iç duvarı zaman içinde iyileşse de esnekliğini kaybedeceği için seni eğrilik, ağrı ve en sonunda da iktidarsızlık problemleri ile baş başa bırakabilir. Kendinizi korumak için partnerinizin üstte olduğu zamanlar dikkatli olmalısınız, çünkü hasara en çok yol açan nedenlerin başında bu pozisyon geliyor. Aman dikkat…

Taksiyi unutun, yürüyemeye başlayın

Penis arterlerini tıkayan tortular ereksiyona geçmenizi zorlaştırır. Oysa günde 3 kilometre yürüyerek ereksiyon problemi yaşama riskini yarı yarıya düşürebilirsiniz (30 dakikalık ağırlık çalışması da aynı işi görüyor). Arterleri her ne kadar tıkanabilen basit borular gibi ifade etsek de süreç aslında biraz daha karmaşık: Kan damarlarının iç duvarı aslında kimyasalların üretilip kan dolaşımına salındığı aktif bölgelerdir. Egzersiz yapmak ise bu duvarların daha sağlıklı, temiz ve esnek olmasını sağlar.

Çok esneyin

Esnemek ve ereksiyon olmak pratikte aynı şeydir. İkisi de nitrik oksit denen bir kimyasal tarafından kontrol edilir. Beynin salgıladığı bu kimyasal ya ağzın açılıp nefes almasını kontrol eden nöronlara ya da omurilik boyunca penisi besleyen kan damarlarına doğru seyahat eder. Bazen ikisini birden de yapabilir (bu yüzden büyük bir esneme aşağı bölgede de bir ürperti hissettirir). Tabii size ağzınız açık bir ön sevişme tavsiye etmiyoruz. Ancak kendinize şu anda esnemek için izin verirseniz, gün boyunca iyi ve sağlam bir ereksiyona giden nörokimyasal yolları temizlemiş olursunuz.

Seks sonrası hemen uyuyun

Penisinizin de uyumaya ihtiyacı olduğunu unutmayın. Penisiniz siz uykudayken 3 ila 5 saat boyunca ereksiyon olur. Gece su içmek ya da tuvalete gitmek için uyandığınızda tanık olduğunuz da bu sürecin ta kendisidir. Bu ereksiyonlar gecelerinizi ilginçleştirmekten ziyade oksijenlenmiş taze kanla iyice beslenen penisin yeniden şarj olması içindir. Teorik olarak ne kadar çok gece ereksiyonunuz olursa, erektil dokunuz da o kadar esnek olur.

Düzenli diş fırçalamamak size kötü nefesten fazla sıkıntılar yaratabilir.

Kötü bir nefes, sararmış dişlerin cinsel hayatınıza zarar verebileceğini zaten biliyorduk. Fakat Journal of Sexual Medicine’in araştırması dişlerinizin parlaması için yeni bir sebep sunuyor. Bu kötü yanların ötesinde düzenli diş fırçalamamak 3 kat daha fazla ereksiyon bozukluğuna yakalanma riski yaratıyor.

İnönü Üniversitesi’nin araştırmacıları yaşları 30 ile 40 arasında değişen, yarısı ereksiyon bozukluğu yaşayan diğer yarısı ise yaşamayan 160 kişinin diş etlerini incelemiş. Erektil disfonksiyonu olan erkeklerin, yüzde 53’ü iltihaplı diş etlerine sahip ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında bu oran %23.

Yaş, vücut kitle indeksi, eğitim seviyesi gibi faktörler dahil edildiğinde dahi, şiddetli periodontal hastalığı olan erkeklerin sağlıklı diş etleri ile erkeklere göre erektil disfonksiyon yaşama ihtimalleri 3 kat daha fazla.

Peki neden?

Araştırmayı yürüten Dr. Fatih Oğuz’a göre “Birçok çalışma, kronik periodontitis sorunlarının ereksiyon sorunları ile bağlantılı olan koroner kalp hastalığı gibi damar hastalıklarına neden olabileceğini gösteriyor.”

Çin’de bulunan Luzhou Medical College’ın araştırmacıları ise başka teorilere sahip: Reriodontitis vücudun ereksiyon sağlamakta ihtiyaç duyduğu eNOS enziminin salgılanmasını sınırlıyor. Yani eNOS yoksa ereksiyon da yok.

Peki periodontitis nedensel bir faktör mü veya erektil disfonksiyon ile ilgili sadece bir semptom mu? Thomas Jefferson University’nin Üroloji Departmanı’nın başkanı olan Dr. Leonard Gormella’ya göre kesin bağlantılar kurulmadan önce inflamatuar konularının daha fazla araştırılması gerekli.

“Periodontal hastalık bir inflamatuar bozukluğu olarak kabul edildiğinden, ereksiyon bozukluğunun ilerlemesinde bir neden olabilir.”

Ne yapmak lazım?: Bilimsel olarak ereksiyon bozukluğu ile diş fırçalamak arasındaki bağlantı tam olarak sağlanmamış olsa da, düzenli fırçalamak size bembeyaz dişler ve özgüven yaratacaktır. Bu da performans gerilimi yaşadığınızda elinizin mavi haplara gitmesini engelleyebilir.

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Sabah ereksiyonu yaşamak

-

Sabah ereksiyonu hakkında merak ettiğiniz bir soruyu yanıtladık.

Sabah ereksiyonu yaşıyor musunuz? Evet mi? Harika. Gününüze başlayın. Hayır mı? Peki… Bir sorun olabilir. Bu, ürologların sertleşme sorunu yaşayan erkeklere sorduğu ilk sorulardan biridir, diyor Dr. Brahmbhatt. Sertleşmiş olarak uyanıyorsanız kaputun altındaki her şey çalışıyor demektir. Bu yaşanmıyorsa, yaşam tarzıyla ilgili -“stres, anksiyete, uykusuzluk ve ilişki sorunları gibi şeyleri hesaba katın,” diye açıklıyor- veya medikal bir problem olabilir. “En büyük penise sahip olsanız da penisiniz vücudunuzdaki en küçük damarlardan bazılarına sahiptir.” Yeterli kan akışı yoksa yumuşak olursunuz. “Bu yıl ereksiyon sorunuyla geldikleri için birkaç erkekte erken kalp hastalığı bulduk,” diyor Dr. Brahmbhatt.

Sabah ereksiyonu neden olur? Herkes merak ediyor. Bize de açıklamak düşüyor.

Sabahın 4’ü. Yatakta uyurken, aniden uyanıveriyorsunuz. Hiç de yatağa girdiğiniz gibi değilsiniz. Çünkü erekte olmuşsunuz.

Gece uyumadıysanız, durduk yere ereksiyon olmazsınız pek. Fakat bu halin oluşma ihtimali, gece boyunca 3-5 kat artıyor.Sex for Grown-Ups kitabının yazarı Seksolog Dr. Gloria Brame, ergenlerde ve genç erkeklerde hormonların en üst seviyeye çıkmasına bağlı olarak ereksiyon sıklığının ve boşalma ihtiyacının arttığını söylüyor. Doğal olarak, erkekler yaşlandıkça da bu durum testosteron seviyesine ve cinsel fonskiyonlardaki değişime de bağlı olarak düşüşe geçiyor.

Sabah ereksiyonunun nedeni nedir?

Sabah ereksiyonunun cinsel rüyalardan kaynaklandığına dair eski bir inanış söz konusu. Fakat uzmanlar bu konuda ikna olmuş değil.

İlişki koçu ve seksolog Dr. Uta Demontis, sabah ereksiyonunun gece görülen rüyalarla hiçbir ilişkisinin olmadığını, anne karnındayken de bebeklerde spontane ereksiyonlara rastlandığını belirtiyor. Ona göre sabah ereksiyonunun nedeni, erkek vücudunun gecenin ortasında penise taze kan akışı ile oksijen sağlama ihtiyacı olabilir.

Brame, ” Sabah ereksiyonunu hormonal sıçramalara bağlıyorum ve ereksiyonun ya da cinsel rüyaların da penisin en duyarlı olduğu uyku evresinde bu değişimlerden kaynaklandığını düşünüyorum.” diyor.

Peki neden gün ortasında aniden erekte olmuyoruz?

Gün içerisinde, insan beyni bir anti-ereksiyon kimyasalı yayıyor ve istenmeyen ortamlarda durduk yere erkete olmamızın önüne geçiyor.

Uyku sırasında ise bu denge unsuru ortadan kalkıyor. Ereksiyon da özgürce oluşabiliyor.


Devamı

Popüler

 

 

www.pilioo.com